Ahmet Kurucan'ın Zaman gazetesindeki 16 Haziran 2011 tarihli 'Siyaset, propaganda ve din' başlıklı yazısını okudum. Bir okuyucunun bir görüşündeki iki cümleden birini onaylayıp diğerini onaylamadığını belli eden Kurucan, açıklamasında garip bulduğum ifadeleri kullandığı için ben de bir açıklama yapmaya karar verdim.
Birinci ifade: ''Din dindir; siyaset de siyaset''
Bu ifadeyi Kurucan, okuyucunun seçim sürecindeki propagandada dinin olumsuz kullanıldığının şikayeti üzerine kullanmış. Din ile siyasetin iki ayrı unsur olduğunu belirtmeye çalışmış. Ama, ''Dinin siyaset, siyasetin de din olgusu içinde yeri olsa da...'' sümlesiyle 'dinsiz siyaset' olabileceğine kapı aralamış.
Hüküm: Din, siyasetin içine girerse, siyaset özel bir mahiyet alır. Siyaset dinin içine girerse, din kaypak yapıya bürünür.
İkinci ifade: ''Dinin ve siyasetin içinde yürüdükleri kulvarlar...''
Bu iki unsurun içindeki kulvarların farklı olduğunu söylüyor Kurucan. Dinin kulvarını dinin sahibi olan Allah belirlermiş! Siyasetin kulvarını kimin belirlediğini söylememekle, okuyucuyu önemli bir bilgiden mahrum bırakmış Kurucan. Her ikisinin kesiştiği noktalar olabileceğini söylemesi ise garip.
Sorulur: Siyaset mi bir sağ, bir sol yaparken dinle kesişiyor; yoksa din, canının istediği yerde gitmeye yol bulamayınca siyasetle mi birleşiyor?
Derim ki; Kurucan, ''Dinin sahibi Allah'' sözünü söylemeden önce durup epey düşünmeli.
Hüküm: Siyaset, hak din paralelinde götürülmezse, mutlaka batıl dinle birleşecektir. Bu ise, o kulvarda zulüm oluşacağının elametidir.
Üçüncü ifade: ''Bir dine inanıp inanmama...''
Bir devleti idare etme düşüncesiyle veya iddiasıyla ortaya çıkan insanların bir dine inanıp inanmamaları kendilerinin bileceği iş imiş!
Allah Allah!..
Yukarıda, ''Dinin sahibi Allah'' demişti Kurucan. Burada, insanların karşısına dinlerin çıkabileceğinin sinyalini verdi. Kurucan ne yazdığını anlayabiliyor mu?..
Soru: Allah'ın çeşitli dinlerinden birine inanmaları tercihinde mi kalacak insanlar? Yoksa, Kurucan, Allah'ın ''İslam'' olarak tanımladığı dini diğer dinlerle eşit mi yapacak?
Hem sonra... Devlet idare etmeye yeltenen kişiler, bir dine inanmada serbest olsalar bile, zulüm oluştuğunda, Allah, zulmü bertaraf edecek bir dini onların önüne mutlaka çıkaracaktır. Allah'ın 'Adl-i Mutlak' sıfatının farkındamıyız acaba?
Hüküm: Devlet yöneten kişiler, firavunluk dinini seçerlerse, Musa'nın dini Allah tarafından karşılarına çıkarılır.
Dördüncü ifade: ''Din tercihinde insanlar özgürdür. O özgürlüğü dinin sahibi vermiştir''
Ona ne şüphe?.. İslam Dini'nin sahibi Allah'tır; batıl dinlerin sahipleri de batıl kafalılardır.
Din tercihinde insanların özgür olabilmesi için bir dinin topluma sunulmuş olması gerekir. Sunum yapılmadan inanılan şey kuruntudan öteye gitmez. Dinlerin batıl olanları, her an topluma sunum halindedirler. Fertler, benimsemiş olmalılar ki, onun uygulanmasının terkedilmesi halinde zarara uğrayacaklarını ya da gelişemeyeceklerini zannederler. Bu, yasalara ve kurallara uyumdur. Esnaf, öngörülen vergiyi vermemekle rahat edeceğini umar. Okul yöneticileri, hükümetin ''fakir ailelerden aidat alınmayacak'' emrini teperek okulu güzel yapacaklarına kani olurlar; yoksul öğrencileri aidat getirmeleri için zorlarlar. Belediyeler ise, belediyeceilik yasalarını uyguladıklarında halktan bir daha oy alamayacaklarını sanıp yasa da tanımazlar yasalara imanı da... Halk o zaman, çöplük içinde yaşam sürmeyi dinin bir rüknü olarak benimser. İnanmayan varsa gelsin, beldemizin kepaze halini yakından görsün.
Bugün, Kurucan'ın dediği gibi, dine inanıp inanmamada kimse kimseye zorlama ve baskı yapmıyor. Din, kendi kendine oluşuyor, cennete mi, cehenneme mi gideceği belli olmadan, saliklerini sürükleyip götürüyor.
Hüküm: Batıl dini tercih eden, sonradan oluşacak azaba katlanır.
Amma, Kurucan'ın, ''İnsanın inandığı dini, siyaset arenasında kullanmasının ne dinen ne de ahlaken doğru olmadığı'' hükmüne varması... ''Eğer bu din İslam ise şayet'' gibi aklı başında birinin edemeyeceği lafı etmesi, mensup olduğu cemaatten devlet yönetmeye talip olanlarının ayaklarını kaydırıcı niteliktedir.
Siyaset arenasına giren kişinin dini İslam ise, o kişi, sadece doğruları söyleyerek ve doğru söyleyenleri onaylayarak makam edinmeye çalışacaktır. İslam'ın dışında bir din tercih eden ise, yerine göre doğruyu söyler; menfaatin yalanla kazanılacağı yere göre de yalanı.. İstismar onun semayesidir.
Kurucan, geçtiğimiz günlerdeki siyasi propagandalara bakıp ''Siyasi geleneğimiz içinde dinin istismarı bir gerçek'' hükmüne varmış.
Din, din olsun kendisini istismar ettirmesin!
İşin içinde Kurucan'ın telaffuz ettiği bir istismar olayı olduğu belli de... Geçtiğimiz seçim sürecinde din mi istismar edilmiş, yoksa toplum mu; o anlaşılmamış.
İbrahim Faik Bayav
(19 Haziran 2011 16:50)
Resim: zaman.com.tr 21.01.2008
Ibrahim Faik Bayav
1) "Siyaset, Din Ve Zaman Yazarı Ahmet Kurucan" İsimli yazı İBRAHİM FAİK BAYAV tarafından 23.06.2011 Tarihinde sitemize eklenmiş olup, yazarın kendi görüşünü yansıtmaktadır. Yazının içeriğinden, kullanılan (resim, fotoğraf vb. materyallerden) ve yazıdan doğacak her türlü yasal işlemden aktifkalem.com sitesi sorumlu değildir.
2) 5846 Sayılı fikir ve sanat eserleri kanununun 81. maddesi gereği eserin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcisine aittir.