Şimdi ben sizlere Türkiye ile İran rejimi arasında biri laik ve demokratik, diğeri Şeriat Devleti olan iki ülkenin uygulamalarında çok benzerlikler olduğunu söylesem eminim ki birçoğunuz “hadi ordan” diyecektir.
Söylemekte de haklısınız çünkü herkesin bildiği gibi Türkiye yaklaşık 100 yıldır Cumhuriyet’le idare edilen çağdaş, demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir.
İran ise önceleri bir Şah tarafından yönetilen çağdaş anlamda hukuku ve idaresi olmayan bir Devletti. Şah Rıza Pehlevi’nin devrilmesinden sonra da Humeyni’nin başını çektiği ve mutlak irade olarak kabul edildiği, yönetimi mollaların elinde olan bir Şeriat Devleti’dir.
Peki birbirine zıt bu iki Devlet’in benzerlikleri nedir derseniz onu açıklayayım isterseniz. Bence ikisinin de yıllardır çağdışı bir yönetime ve uygulamaya sahip olmalarıdır. Bilhassa birkaç yıl öncesinin Türkiye’sinde bu benzerlikler daha çoktu. Nasıl mı?
Türkiye’de yıllardır başörtüsü takan kız öğrencilerin nasıl çağdışı uygulamalara tabi tutulduklarını, eğitim yapma olanaklarının ellerinden alındığını, özgürlüklerinin kısıtlandığını ve engellendiklerini hepiniz görmüşsünüzdür. Bu ne adına yapılıyordu? Çağdaşlık ve laiklik adına.
Peki Türkiye’de bu yapılırken İran’da ne yapılıyordu? Bunun tam tersi. Şeriat dayandırılarak İran’da yaşamak ve eğitim yapmak zorunda olan tüm kız ve kadınların başını örtme mecburiyeti vardır. Bu mecburiyeti yerine getirmeyenler çeşitli cezalara çarpıtılmaktadır. Bu mecburiyet ve zorbalık öyle bir noktaya varmıştır ki, ülkeyi ziyaret eden turistlerin ve diğer ülke bayan temsilcilerinin de başını örtmeleri zorunlu hale getirilmiştir.
Bu uygulamalara son zamanlarda bir yenisi daha eklenmiştir.
Ülke liderlerinin, devlet başkanlarının, önemli siyasi ve dini figürlerin posterlerinin, heykellerinin yapılması onlara saygı duyulması dünyanın birçok ülkesinde karşılaşılan bir durumdur. Bilirsiniz bizde Atatürk’e olan saygıdan dolayı her tarafa Atatürk heykelleri yapılır, resmi daireler başta olmak üzere her işyerine veya her resmi birime Atatürk posterleri asılır. Atatürk’ün yaşadığı süre içerisinde ziyaret etmiş olduğu yerler ziyaretin yıldönümleri olan günlerde törenlerle kutlanır. O gün bir daha yâd edilir. Hatta bazı yerler vardır ki Atatürk ziyaret etmemiş olsa dahi sırf o yeri reklamını yapmak, rejime ve bir kısım çevrelere yaranmak ve iyi görünmek için uydurma günler ve uydurma ziyaretlerde peydahlanmıştır.
İşte son zamanlarda İran’da da bunun benzeri uygulamalar yapılmaktadır. Ancak İran'da yaşanan son olay uzun süre akıllardan çıkmayacak ve Türkiye’deki uygulamaları da aratacak cinstendir.
Yaşı uygun olanlar veya yeterli tarihi bilgisi olanlar bilir. Şii önder Ayetullah Humeyni 1 Şubat 1979'da sürgünde bulunduğu Fransa'dan dönerek, Muhammed Rıza Pehlevi rejimine son verip İslam Cumhuriyetini kuran İslam Devrimi'nin siyasi, hukuki, ruhani önderi olan şahıstır. 3 Haziran 1989'da ölen Humeyni İran'da halen çok sevilen ve kurduğu nizam geçerlikte olan bir liderdir. Ülke mollaların idaresi altındadır.
İşte geçtiğimiz günlerde İslami bir rejimle yönetilen İran’da Humeyni'nin Fransa'daki sürgünden ülkeye dönüşü münasebetiyle gerçekleştirilen törenler çok ilginç görüntülere sahne oldu.
Humeyni'nin İran'a gelişinin 33. yıldönümü törenleri kapsamında temsili olarak İran İslam Cumhuriyeti liderinin havaalanında uçaktan inişi ve İran topraklarına ayak basışı canlandırıldı. Buraya kadar her şey normal gözüküyor ancak ilginç olan bir nokta var. Zira törende uçaktan Humeyni'yi temsilen kartondan bir maketi indiriliyor. İki asker tarafından taşınılan maket uçaktan indirildikten sonra kendisini karşılayan tören mangasının önünden geçiriliyor. Bu sırada askerler de Humeyni'nin maketi önlerinden geçerken esas duruşa geçerek selam veriyorlar. Sonra o maket 2 askerin kollarında arabanın arka koltuğuna oturtuluyor.
Söyler misiniz? Rejim ne olursa olsun, ister Şeriat Rejimi, ister Cumhuriyet rejimi bu tip uygulamalar abesle iştigal ve şahısları putlaştırmak demek değil mi? Bir kişiye saygı duymak demek, onun görüşlerine önem vermek demek illa da o kişiyi putlaştırmak ve o kişiye taparcasına hareketlerde ve davranışlarda bulunmak olmamalıdır. Hele hele ismi bir İslam Cumhuriyeti olan ülkede hiç mi hiç olmamalıdır.
Atatürk Türkiye’de Cumhuriyeti kurdu. Türkiye Cumhuriyeti’nin muasır medeniyet seviyesine ulaşması, fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirilmesi en büyük amacıydı. Bu amaç uğrunda hareket etmek Atatürk’e duyulan saygıyı ve fikirlerine verilen önemi zaten gösterir. İlla da bunu göstermek için gülünç durumlara düşmek, zaman, emek ve çabayı boşa harcamak olmamalıdır. Kaldı ki Atatürk’ün zamanında bile kıyafet devrimi kanunlarında bile olmayan bir yasağı Atatürk adına Atatürkçülük kisvesi altında millete dayatmak hiç de uygun bir şey olmasa gerek.
İran’da da hakikaten Ayetullah Humeyni birçoklarının görüşlerine ters olsa dahi kansız bir darbe gerçekleştirmiş öyle böyle 35 yıla yakındır bu rejimi ayakta tutmayı başarmışlardır. Hatta batılı devletlerin çok uzun yıllardır uyguladığı ambargoya ve dışlamalara rağmen bu kadro önemli işlere imza atmıştır. Ülkede bilhassa sanayi ve güvenlik teknolojisi kollarında, son yıllarda nükleer enerji dalında büyük bir başarı elde etmiştir. Bu başarılarının yanında bu tip uygulamalarla üstelik İslami bir rejimle yönetilen bir Devlet’te kişileri putlaştırmak öncelikle İslam’a aykırıdır ve olmamalıdır. Bu uygulamayla kendilerini gülünç duruma düşürmektedirler.
Fetullah Inam
1) "Türkiye Iran Benzerliği" İsimli yazı Fetullah İnam tarafından 18.02.2012 Tarihinde sitemize eklenmiş olup, yazarın kendi görüşünü yansıtmaktadır. Yazının içeriğinden, kullanılan (resim, fotoğraf vb. materyallerden) ve yazıdan doğacak her türlü yasal işlemden aktifkalem.com sitesi sorumlu değildir.
2) 5846 Sayılı fikir ve sanat eserleri kanununun 81. maddesi gereği eserin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcisine aittir.