MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile birlikte eski Müsteşar Emre Taner ve Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş’i ifadeye çağırması olayı dallanıp budaklandı. İfade vermeye çağrılanlar hakkında yakalama kararı çıkarıldığı halde bu karar Hükümet ve güvenlik güçlerince yok sayıldı. Bu sorgulamayı başlatan özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Sadrettin Sarıkaya görevden el çektirildi ve hakkında soruşturma başlatıldı. Bu dosya ondan alınıp yeni atanan savcılara devredildi. Bu arada MİT Mensuplarını yargının elinden kurtarmak için TBMM Başkanlığına kanun teklifi verildi.
Tüm bu yaşananlardan sonra sorgulama da amir konumunda olduğu halde dosya kendisinden de gizlenen İstanbul özel yetkili Cumhuriyet Başsavcı Vekili Fikret Seçen bir basın açıklaması yaptı ve şöyle dedi: “Bu soruşturma, Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğimizce KCK terör örgütüne yönelik olarak yapılan bir soruşturma sırasında, bazı devlet görevlilerinin kendilerine yürütme organı tarafından verilen görevinin dışına çıkarak hareket ettikleri, bu suretle örgütün eylemlerini gerçekleştirilmesine yardım ettikleri şüphesini doğuracak deliller elde edilmesi nedeniyle başlatılmış olup, sadece bu görevlerin eylemlerine yöneliktir"
“Sözü edilen soruşturma kapsamında, yasama ve yargı ile birlikte devletin 3 temel erkinden biri olan yürütme organı tarafından terörün önlenmesi, bitirilmesi, ülkemizin her yerinde huzur ve güvenin temin edilmesi amacıyla yürütülen iyi niyetli girişimlerin Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğimizce soruşturma konusu yapıldığı iddiası gerçeği yansıtmamaktadır. Yürütme organı tarafından terörün sona erdirilmesi amacıyla belirlenen ve icra edilen tercih ve politikaların soruşturma konusu yapılması hiçbir şekilde söz konusu değildir"
Bu yaşananlardan sonra Savcı Sadrettin Sarıkaya’nın görevden el çektirilmesi normal görülebilir. Çünkü Sarıkaya’nın bazı yanlışları oldu. Öncelikle görevini kötüye kullandığı intibaı uyandı. Böyle önemli bir sorgulamayı amirleri olan Başsavcı ve Başsavcı vekilinden sakladı. İkincisi daha sorguya bile çağrılmadan iddiasında yer alacak suçlamaları herkes öğrendi. Soruşturmanın gizliliğini ihlal etti. Üçüncüsü böyle aleni ve sorumsuzca hareket ederek gizliliği esas olan bir Kurumu yıpratmak, terör örgütünde görev alan elemanlarını istemeden de olsa deşifre etmek en azından sorumsuzluktur.
Ama bu olayda bazı gariplikler gözden uzak tutulamaz. Herkesin bir yanlışı göze çarpıyor.
1- Savcı Sadrettin Sarıkaya yanlış yaptı. Görevden el çektirildi.
2- Önceki yazımızda da anlatılan suçlamalardan anladığımız kadarıyla MİT içerisinde suça karışmış kişiler bulunmakta veya diğer bir deyimle görevlerinin dışına çıkmış bulunmaktalar. Bunu ben değil az önceki satırlarda basın açıklamasını verdiğimiz Başsavcı Vekili Fikret Seçen iddia etmektedir.
3- Hükümet yanlış yaptı. Savcının iddialarına hiç önem vermeden, bu olayı kendisine yapılmış bir hareket olarak kabul etti. Görevlendirdiği Müsteşarlarını koruma gayreti içine girdi ve yeni bir kanuni düzenlemeye gitti.
Şimdi Hükümet yetkililerine şunu sormak isterim. Benimde kabul ettiğim gibi kokuşmuş bir Devlet Sistemini yeniden dizayn ederken TSK’lerindeki, Anayasa Mahkemesindeki, Yargıtay’daki, Danıştay’daki, HSYK’daki ve Emniyet içerisindeki ayrık otlarını ve çürük elmaları ayıklarken tüm bu kurumlardaki kokuşmayı kabul edip gereğini yaparken MİT’i bu kokuşmadan uzak tutmak ve koruması altına almak, muhtemel suçluları sahiplenmek ne kadar doğru?
Ne tesadüftür ki bu Hükümet zamanında 2 tane Savcı Sarıkaya olayı var. İki değişik tutum var. Birincisi Şemdinli’deki kitapçı bombalaması sonrasında yakalanan TSK mensuplarını koruyan ve “tanırım iyi çocukturlar” diyen eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt hakkında iddianame hazırladığı gerekçesiyle görevden uzaklaştırılan ve meslekten el çektirilen Savcı Ferhat Sarıkaya’ya yapılanları 3-5 yıl akıllandıktan sonra haksız bulan ve hakkını teslim eden Hükümet bundan yıllar sonra tekrar aynı soy isimde bir savcıyı MİT hakkında sorgulama yaptığı gerekçesiyle hedef tahtasına oturtabiliyor.
Bakın Başsavcı Vekili de bu dosyada Hükümetin “terörün önlenmesi, bitirilmesi, ülkemizin her yerinde huzur ve güvenin temin edilmesi amacıyla yürütülen iyi niyetli girişimleri” ve Oslo görüşmeleri nedeniyle değil “bazı devlet görevlilerinin kendilerine yürütme organı tarafından verilen görevinin dışına çıkarak hareket ettikleri, bu suretle örgütün eylemlerini gerçekleştirilmesine yardım ettikleri şüphesini doğuracak deliller elde edilmesi nedeniyle başlatılmış” olduğunu söylüyor. Yiğidi öldürüyor ama hakkını veriyor. Dosyayı Savcıdan alıyor ama iddiaları önemli buluyor.
Peki Hükümetin başlattığı nedir? Cumhuriyet Savcısının ve onu görevden uzaklaştıran Başsavcı Vekilinin de kabul ettiği suçluları koruma gayretidir.
MİT’in daha önce kapatılan hırsızlıklar, cinayetler, katliamlar, darbe planlarına ortaklıkları, Öcalan’ın eski eşi Kesire Öcalan’ın eski MİT mensubu olduğu, PKK’yı MİT’in kurdurduğu sonradan kontrolden çıktığı, Hizbullah’ı Devletin PKK’ya karşı kurduğu JİTEM tarafından korunduğu işlevi bittikten sonra, ele sağ olarak geçirilme imkânı varken lider kadrosunun bir evde kıstırılıp milletin gözü önünde öldürüldüğü bilinen olaylardır.
Yaşanan bunca gerçeklere rağmen MİT’e dokunmayı önlemek, ona yasayla zaten var olanın yanında ayrıca ek dokunulmazlık kazandırmak, dokunulmazlıkların tartışıldığı bir ortamda yeni dokunulmazlar çıkarmak anlaşılabilir bir şey değil.
Demokratik bir ülkede herkes kanun önünde eşit olmalıdır. Demokrasi ve hukuk kurallarının da nedenleri vardır. Bu kurallarla kimsenin ezilmemesi, herkesin hukuk önünde eşit olması, güçlünün güçsüze zulüm etmemesi, fikirlerin özgürce tartışılması, devletin görev sınırlarının ve sorumluluklarının belirlenmesi, adaletin sağlanması hususunda konulmuş kurallardır. Kişiye özel ayrıcalıklar olmamalıdır. Dokunulmamazlıklar hiç olmamalıdır. Bu dokunulmazlık konusunu da ayrı bir yazıda değerlendirmek üzere yazımızı burada noktalayalım.
Fetullah Inam
1) "Savcı – Mit – Hükümet Üçgeni (2)" İsimli yazı Fetullah İnam tarafından 15.02.2012 Tarihinde sitemize eklenmiş olup, yazarın kendi görüşünü yansıtmaktadır. Yazının içeriğinden, kullanılan (resim, fotoğraf vb. materyallerden) ve yazıdan doğacak her türlü yasal işlemden aktifkalem.com sitesi sorumlu değildir.
2) 5846 Sayılı fikir ve sanat eserleri kanununun 81. maddesi gereği eserin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcisine aittir.