Geçen yazımızda Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Sadrettin Sarıkaya’nın MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski Müsteşar Emre Taner ve eski Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş’i ifadeye çağırmasını ele almış, bunun terörün bitmesini istemeyen iç ve dış güçlerin bir tezgâhı olabileceğini belirtmiştik. Ve Yargı ne kadar haklı olursa olsun MİT gibi öneme sahip ve gizliliği olan bir teşkilat hakkında soruşturma yaparken tercih edilen yolun yanlış ve hatalı olduğunu söylemiştik. Bunun gayet gizlilik içerisinde MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın görüşleri alınarak ve bağlı olduğu amirlerine ve hatta Adalet Bakanlığı’na haber verilerek yapılmasının daha doğru olacağını dile getirmiştik.
O günden bu güne köprünün altından çok sular aktı. Savcı Sarıkaya’nın gerekçeleri ve iddiaları da azda olsa ortaya çıkmış oldu. Hakan Fidan gerek Cumhurbaşkanı ve gerekse Başbakan ile yaptığı görüşmelerden sonra ilgili mahkemeye itirazda bulundu ve davanın Ankara’ya alınmasını talep etti. Bunun üzerine ilgili Savcı adı geçenler hakkında tutuklama kararı çıkarttı. Görüldükleri yerde tutuklanmalarını istedi. Hükümet’de görevlendirdiği MİT mensuplarını korumak amacıyla MİT Yasası'nın 26'ncı maddesini değiştiren teklifi Meclis Başkanlığı'na verdi.
Teklif özetle, "MİT mensuplarının veya Başbakan tarafından özel bir görevi ifa etmek üzere görevlendirilenlerin (...) özel yetkili mahkemelerin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması Başbakan'ın iznine bağlıdır" hükmünü getiriyor.
Bu yasa teklifi kanunlaştığı takdirde sorgulanan MİT mensuplarına hesap da sorulamayacaktır. Çünkü Başbakan izin vermeyecektir!
Bir de bunun yanında, bu soruşturmayla hiçbir ilgisi olmadan Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma var. Bu soruşturmada Suriye uyruklu ve Hür Suriye Ordusu adı altında Beşar Esat’a karşı silahlı hareket yürüten güçlere destek için Türkiye’ye sığınan muhalif Albay Hüseyin Mustafa Harmuş ve Mustafa Kassum’un Beşar Esat taraftarlarından alınan 100.000 Dolar karşılığı Suriye güvenlik güçlerine teslim edilmesi iddiasıyla, biri MİT mensubu 5 kişinin gözaltına alındığını bildirildi.
Sadrettin Sarıkaya’nın iddialarının arasında da
- Öcalan'la örgütün Avrupa ve kırsal kadrolarıyla iletişimini MİT heyetinin kuryelik yaparak sağladığı ve mektupların PKK/KCK'ya ulaştırılmasında MİT’in rol aldığı, Öcalan'dan KCK'ya ulaştırılan bu mektupta alternatif devlet kurmaktan söz edildiği, MİT heyetinin bu mektuptan, hatta demokratik özerklikten haberdar olmasına rağmen bunu ilgili kurumlara iletmemekle suçlanıyor.
- İddiaya göre MİT, örgüte verdiği taahhüt gereği güvenlik birimlerinin operasyonlarını engellemek için çalışma yürüttü. Üstelik bu çalışmalarla ilgili örgüte geri bildirimde de bulundu. Operasyonların durmasını sağladı.
- MİT, yabancı devlet ajanları ile yaptığı görüşmelerde PKK/KCK'nın taraf statüsünde kabul edilmesine zemin hazırladığı, bunun için MİT, 'Oslo görüşmeleri' adı altında PKK/KCK'nın kırmızı bültenle aranan Zübeyr Aydar, Mustafa Karasu ve Sabri Ok gibi yöneticileriyle görüşmeye devam ettiği, KCK yapılanmasının tamamlanması için devlet birimlerinin oyalanması konusunda taahhütte bulunduğu ve bu görevde istihbarat toplama vazifesi aşılarak devletin bütünlüğü ve anayasal düzene karşı anlaşma noktasına varıldığı, yeni anayasada özerk Kürdistan'a imkân tanınması, Öcalan'ın önce ev hapsine, ardından özgürlüğüne kavuşması konusunda mutabakata varıldığı,
- Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses'e düzenlenen suikast için İstanbul'a gönderilen 2 Kalaşnikof tüfeğin MİT'in haber elemanı tarafından suikastı düzenleyen Abdullah Uçmak'a İstanbul'da teslim edildiği MİT haber elemanının, saldırı ile ilgili kuruma hiçbir uyarıda bulunmadığı
- Son 3 yılda MİT'in haber elemanlarının İstanbul'da yaklaşık 50 olaya karıştığının belirlendiği ve MİT haber elemanlarının karıştığı olayların büyük çoğunluğunun PKK-KCK eylemleri olduğu,
- Mart 2011'de Başak-şehir'deki adliye lojmanlarına gelen bir araçtan uzun namlulu silahla ateş açıldı. Kurşunlardan bazıları mahkemeye giden hakimin aracına isabet etti. Yakalanan saldırganların arasında bir MİT haber elemanı bulunduğu,
öne sürülüyor.
Tüm bu iddialar incelendiğinde, daha önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi bir İstihbarat Teşkilatının elemanları örgütlere sızma yapabilir, örgütün içerisine elemanını sokar ve orada yapılan eylemlere de katılabilir. Bu görevinin gereğidir. Bu nedenle gerek İbrahim Tatlısses’e yapılan suikast silahlarının MİT elemanlarınca taşınması, olaylarda örgüt elemanlarının içerisinde MİT mensuplarının yakalanması, MİT mensuplarının haber taşıması ve terörü bitirmek maksadıyla Örgüt yöneticileri ile görüşme yapması ve hatta Bebek Katiline serbest bırakılarak göz hapsi vaadinde bulunması bir istihbaratçının görevleri gereği yapması gereken hareketlerdir. Ancak bu görevlerin yetkililerin bilgisi dahilinde ve rapor etmek suretiyle ve de oluşabilecek zararların önüne geçebilecek uygulamaları da yapmak şartıyla uygundur.
Ancak Savcı’nın ve Savcıların iddialarından bazıları çok önemlidir. Birincisi Türkiye’ye sığınan Suriye’li bir Albay’ı menfaat sağlayarak Suriye güçlerine teslim etmek, Öcalan’dan alınan emirlerin PKK’ya ve KCK’ya ulaşmasını sağlarken, bununla ilgili tedbirlerin alınması için yetkilileri haberdar etmek ve genel olarak MİT’in bir veya birçok elemanlarının sistematik bir şekilde PKK ve KCK’ya hizmet etmesi affedilemeyecek ve vatana ihanet suçlarındandır.
Dün de dediğim gibi bu hassas konunun Savcı Sarıkaya başta olmak üzere tüm tarafların samimiyet ve gizlilik içerisinde yürütülmesi İstihbarat Teşkilatının saygınlığı, gizliliği ve önemliliğinin gereğidir. Bu iddialar araştırılmalıdır. Ancak usulü çerçevesinde, yoksa bundan böyle hiçbir istihbarat elemanına görev veremezsiniz. İstihbarat’ın zayıflığı terörün ve anarşinin artması, Türkiye güvenliğinin tehlikeye düşmesi demektir.
Hükümetin getirmek istediği hukuki düzenleme bu ve benzeri işleri örtmemelidir. Ergenekon kapsamında PKK’yla iç içe geçmiş TSK mensuplarının olduğu bilgi, belge ve itiraflarla ortaya çıktığı unutulmamalıdır. TSK’ne sızan terörist grupların, teröristle işbirliği yapan ve çıkar sağlayan kişilerin yanında MİT’de sızma yapılabileceğinin veya PKK ve KCK içine sızan MİT mensupları arasında görevi kötüye kullananların, çıkar sağlayanların veya PKK, KCK, MOSSAD veya diğer dış istihbarat örgütleriyle çıkar ilişkisine girenlerin olabileceği ihtimalini gözden uzak tutulmamalıdır.
Kaldı ki Jandarma Genel Komutanlığı yapmış, TSK bünyesinde JİTEM’i kurmuş, birçok faili meçhul olaylara dahli olan ve adı geçen eski Millî İstihbarat Teşkilâtı Müsteşarlarından Orgeneral Teoman KOMAN’ın, TBMM İnsan Hakları Komisyonuna gelmediği, ifadesinin alınamadığı ve olayların açıklığa kavuşturulamadığı unutulmamalıdır.
Kişiye özel yasa çıkarmak ve Savcıyı görevden uzaklaştırmak günü kurtarma tedbiridir. Savcı’nın haklılığı ve haksızlığı araştırılmadan çok önemli suçların üstünün örtülmesine sebep olur ve gözetilen hayırdan daha çok telafisi imkânsız zararlara sebebiyet verir. Bizden söylemesi.
Fetullah Inam
1) "Savcı – Mit – Hükümet Üçgeni" İsimli yazı Fetullah İnam tarafından 12.02.2012 Tarihinde sitemize eklenmiş olup, yazarın kendi görüşünü yansıtmaktadır. Yazının içeriğinden, kullanılan (resim, fotoğraf vb. materyallerden) ve yazıdan doğacak her türlü yasal işlemden aktifkalem.com sitesi sorumlu değildir.
2) 5846 Sayılı fikir ve sanat eserleri kanununun 81. maddesi gereği eserin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcisine aittir.