Üç gün önce KCK soruşturmasını yürüten özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Sadrettin Sarıkaya’nın MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski Müsteşar Emre Taner ve eski Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş’i ifadeye çağırması Türkiye’de ve siyasette deprem etkisi yaptı. Üstelik C. Savcısının bu ifadeye çağrılma olayını amirleri olan İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcıvekili Fikret Seçen’e ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı’ya da haber vermeden gerçekleştirmiş olması da bu depremi biraz daha garip ve çarpıcı yapmaktadır.
Peki Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Sadrettin Sarıkaya’nın böyle bir girişimde bulunmasındaki esas amacı neydi? Buna bir anlam verebilmek için olasılıkları ele almak gerekir. Özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Sadrettin Sarıkaya;
1- Bu ifadeye çağrılmayı, görevinin bir gereği olarak düşünmüştür.
2- Bu girişimin bu kadar ses getireceğini hesap edememiştir.
3- Amirlerine güven duymadığından haber vermemiştir.
4- İsim yapmayı ve gündeme oturmayı hedeflediğinden yapmıştır.
5- MİT gibi gizliği ve sakıncalığı olan bir kurumdan hesap sorulabileceğini göstermek istemiştir
6- Hükümete ve siyasilere darbe vurma amacıyla yapmıştır.
Bu ve benzeri görüşlerin her bir maddesinin veya hepsinin birden bu olayın gerçekleşmesinde hedeflenmiş olabileceği ihtimali vardır.
Şimdi bir de işin bu noktaya nasıl geldiğine bir bakalım. İddialardan biri MİT’in KCK içerisine eleman soktuğu, bu elemanların bazı eylemlerde kullanıldığıdır. KCK içerisine yerleştirilmiş bazı MİT elemanlarının polis operasyonları ile yakalanmasının ardından MİT ve Emniyet’in karşı karşıya geldiği ve yakalanan MİT görevlilerinin daha sonra MİT tarafından yurt dışına çıkarıldığı söylentileridir.
Hatta bu Emniyet Savcılık ve Mit üçgeninde yaşanan deprem sonucunda İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde görevden alınan İstihbarat Şube Müdürü Erol Demirhan ve Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün’ün bu işte kusurlarının görüldüğü nedeniyle görevlerinden alındıklarıdır.
İkinci iddia ise başta Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genel Kurmay Başkanlığı ile Emniyet ve MİT görevlilerinin de bilgisi dâhilinde yürütülen PKK’nın tasfiye edilmesi çalışmaları sürecinde başlatılan adımdır. Bu süreçte Oslo’da MİT mensuplarının, başta MİT Müsteşarı Hakan Fidan olmak üzere yaptığı bir takım görüşmelerdir.
Bu anlattıklarımız parça parça birbiriyle bağlantılı gerçekleşen ve kamuoyunun da bilgisi dâhilinde olan olaylardır.
Peki C.Savcısı Sarıkaya neye istinaden bu olayı gerçekleştirmiş ve ne gibi iddiaların sorgulanması amacıyla bu önemli ve gizemli şahısları ifadeye çağırmıştır ona bakalım isterseniz. İşte bu şahıslarla ilgili iddialar;
- MİT heyeti, istihbarat toplama ve bilgi edinme görevinin dışında örgütün yönetilmesine aracılık etti.
- Silahlı faaliyet yürütmesi en baştan beri öngörülen KCK yapılanması MİT heyetinin gözetiminde tamamlandı.
- MİT gerek doğrudan temaslarında gerekse örgüt içindeki ajanları aracılığıyla elde ettiği saldırı ve eylem talimatlarının önlenmesi ve engellenmesine yönelik harekete geçmedi.
- İstihbarat toplama vazifesi aşılarak devletin bütünlüğü ve anayasal düzene karşı anlaşma noktasına gidildi.
- Örgütün silahlı eylemlerine ve yapılanmasına göz yumuldu.
- Öcalan’la örgütün üst yönetimi arasındaki mektuplaşma trafiği sağlandı.
- MİT, örgüte verdiği taahhütler kapsamında güvenlik güçlerinin operasyonlarını engellemek için çalışma yürüttü ve örgüte geri bildirimde bulundu.
Şimdi sorgulanması gereken MİT mensuplarının giriştiği ve karıştığı bu olayların hukuk dışı ve yargılanabilir eylemler olup olmadığını sorgulamaktır.
1- Milli İstihbaratın veya herhangi bir istihbarat kuruluşunun amacı nedir? Çeşitli kılık ve görevlerle gerek yurt içinde ve gerek yurt dışında görev yaparak Devlet ve toplum aleyhine harekette bulunan şahıs ve kuruluşları kendilerini deşifre etmeden suçu ve suçluyu bertaraf etmek amacıyla kurulmuş olan bir örgüttür.
2- MİT’in görev tanımı bizzat devletin resmi olarak yapamayacağı iş ve istihbari faaliyetlerdir. Bu yüzden MİT’in PKK’yla görüşmesi, pazarlık yapması ya da içerde kontak veya ajanları olmasında şaşılacak bir durum yoktur.
İstihbarat teşkilatlarının doğal görevlerinden biri örgütlere sızmaktır. KCK yapılanması yeni bir yapılanma olarak ortaya çıkınca istihbarat birimleri de bu alanı bir fırsat alanı olarak görüp PKK içine sızmak için değerlendirmiş olabilir.
3- MİT mensupları örgüt içerisinde veya toplum içerisinde görev gereği yasadışı işlere karışmış, hatta bombalama, yaralama ve cinayet işleme suçlarına bulaşmış olabilirler. Bu onların görevlerinin gereğidir. Aksi halde hemen deşifre olurlar ve bertaraf edilirler.
Ancak bu görevliler karıştıkları yasadışı olayları amirlerine ve yetkili makamlara rapor etmek zorundadırlar.
Bu nedenlerden dolayı buraya kadar anlatılanlardan ötürü üst düzey MİT yetkililerinin bu biçimde sorgulanması yadırganmaktadır. Cumhuriyet Savcısı böyle bir durumda MİT’ten görüş alabilir, hatta görevi gereğinin dışında suçu tespit edilen görevlileri sorgulayabilir ve yargılayabilir. Ama böyle önemli bir sorgulamayı garip bir biçimde, amirlerine de haber vermeden İstihbarat teşkilatını ve yetkililerini küçük düşürürcesine, kurumun saygınlığına zarar verircesine yapamaz.
İşin bu noktaya gelmesi veya getirilmesi planlı bir çalışmanın sonucu da olabilir. Öncelikle MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın göreve getirilmesinden sonra 3 İstihbarat Kurumunun, yani Milli İstihbarat’ın, Jandarma İstihbaratın ve Emniyet İstihbaratın birlikte koordineli çalışması neticesinde son aylarda teröre ağır kayıplar verdirilmektedir. Birçok örgüt üyesi suçu işlemeden yakalanmışlardır. Birçok örgüt üyesi barındıkları inlerinde kıskıvrak ele geçirilmişlerdir. Aylardır PKK terör örgütüne indirilen darbeler sonucu örgüt çökme noktasına getirilmesine karşılık, terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin kayıp vermesi yok denecek kadar azalmıştır. Bunlar hep istihbaratın başarılı olmasındandır.
Terör meselesinde bu kadar istihbari ve silahlı mücadele verilirken bir yandan da Siyasi iradenin ve Devlet organlarının onayıyla ülkede Kürt meselesinin nihai çözümü için iyi niyetli adımlar da atılmıştır. Bu girişimlerin ve görüşmelerin büyük bir kısmını İstihbarat örgütünün yetkilileri yürütmüştür. Bu da gayet normaldir.
Ancak bir müddettir terör örgütüne indirilen darbeler ve PKK’nın tasfiye edilmesi hususu bir kısım iç ve dış çevreleri rahatsız etmektedir. MİT üzerinde oyunlar oynanmakta, MİT’in güvenilirliğine ve saygınlığına gölge düşürülmek istenmektedir. Bu içeride Ergenekon yanlılarınca, dışarıda başta İsrail ve MOSSAD olmak üzere çeşitli ülkelerin istihbarat örgütleri tarafından baltalanmak istenmektedir.
Uludere’de yaşanan ve 34 kişinin ölümüne sebep olan bombalama olayı da MİT içerisine sızmış hainler veya çift taraflı çalışan yabancı örgütlerin elemanları tarafından verilen yanlış istihbarat raporları neticesinde gerçekleştirilmiş olma ihtimali kuvvetle muhtemeldir.
İç ve dış çevreler terör olaylarının bitmesini ve PKK’nın tasfiyesini istememektedirler. Bu nedenle de her türlü girişimden çekinmemektedirler. Bu olayda da Savcı Sarıkaya yanıltılmış olabilir. İşlerin karmaşık hale gelmesinde Ergenekon çevrelerinin ve dış istihbarat örgütlerinin etkisi gözden uzak tutulmamalıdır.
Fetullah Inam
1) "Mit’in Sorgulanması" İsimli yazı Fetullah İnam tarafından 10.02.2012 Tarihinde sitemize eklenmiş olup, yazarın kendi görüşünü yansıtmaktadır. Yazının içeriğinden, kullanılan (resim, fotoğraf vb. materyallerden) ve yazıdan doğacak her türlü yasal işlemden aktifkalem.com sitesi sorumlu değildir.
2) 5846 Sayılı fikir ve sanat eserleri kanununun 81. maddesi gereği eserin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcisine aittir.