Başbakan Erdoğan’ın “Dindar ve muhafazakâr bir gençlik yetiştireceğiz” demesi üzerine “DİNDAR VE MUHAFAZAKÂR GENÇLİK” başlıklı yazımızı yayınlamış ve uzun bir detaydan sonra yazımızı şöyle bağlamıştık:
“Gelelim Tayyip Erdoğan’ın “Dindar ve muhafazakâr bir gençlik yetiştireceğiz” sözüne. Bu söz belki az önce değindiğim Atatürkçü düşünce ve tek tip insan sistemine karşılık tepki olarak söylenmiş bir söz olabilir. Ama Tayyip Erdoğan’ın bu sözü söylemesi yanlıştır. Bu ülkenin muhafazakâr kesiminin yıllardır şikâyetçi olduğu Atatürkçü gençlikten sonra şimdi sıra dindar ve muhafazakâr gençlik yetiştirmek mi olmalıdır? Bence asla.
Herhangi bir siyasetçinin veya Devlet görevlisinin bir ülke insanına dinini öğretmeye, onların çocuklarını “dindar” olarak yetiştirmeye kalkması son derece abestir ve sakıncalıdır. Devlet görevlilerinin ve siyasilerin yapması gereken çocukları ve gençliği hakikaten insan ve toplum için zararlı ortam ve yapılardan koruyarak din eğitimini ve çocuk gelişimini ailesinden başlayarak bunu sivil toplum inisiyatiflerine terk etmesi, resmî eğitim kurumlarında ise çocuklara, günün birinde kendi tercihlerini yapabilecek şekilde etraflı altyapı donanımı kazandırmayı amaçlamasıdır.
Çünkü bir toplumda veya bir ülkede çeşitli dinlere ve inançlara mensup insan türü olabilir. Veya gelişimini tamamlayan çocuk herhangi bir düşünceye veya inanca sahip olabilir. Devlet her türlü düşünceye veya inanca eşit oranda yaklaşmalıdır. Fikirlerin ve inançların hiçbir baskı altında kalmadan özgürce tartışılmasıdır. Yeter ki o ortamda çatışma ve kavga olmasın. Devletin veya siyasetçilerin yapması gereken de budur. O ortamı sağlamak. Devlet olarak onca yıllardır yapıldığı gibi toplumu İslam’dan uzaklaştırmak için Devlet kaynaklarını bu türde yayın ve neşriyat yapan kişi ve kurumların destek ve teşvik edilmesini engellemek olmalıdır. Yoksa Tayyip Erdoğan merak etmesin bu ülke insanı en doğruyu seçecek kadar deneyimli ve akıllı ve inançlı bir geçmişe sahipdir.”
Günlerdir bu konu basında ve kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. Başbakan’da daha sonra bu konuda epey açıklamalar yaptı ve “Ne yapalım, çocuklarımızı tinerci olarak mı yetiştirelim” diye daha önceki beyanına açıklık getirmek ve değişik yerlere çekmek istedi. Başbakan’ın da bu beyanatından pişmanlık duyduğu anlaşılmaktadır.
Kaldi ki, kimse Başbakan’a “sen dindar nesil mi yetiştireceksin, yoksa dinsiz nesil mi?” diye bir soru sormadı ki veya gündemde böyle bir konu yoktu ki Başbakan böyle bir açıklama yaptı. Belki bu yöntemde Başbakan’ın yoğurt yiyişini gösteriyor. Gündem tayin etmeye çalışıyor. Ama yanlış bir yöntem olduğunu söylemeliyiz. Sen dindar bir nesil yetiştireceksen yetiştir, seni engelleyecek pek bir şey yok, güç senin elinde, sessiz ve derinden istediğini yapabilirsin, topluma etki edebilirsin. Ama durup dururken böyle bir açıklamada bulunman yanlış. Haksız mıyım?
Benim yazımı eleştirenler de oldu. Bazı arkadaşlar benim Dindar nesilden rahatsızlık duyduğum şeklinde yorumlar yaptılar. Ben de yorumcu Sn. Mücahit Koçak’a hitaben “Sn. koçak elhamdülillah ben de en az senin kadar Müslüman’ım ve dini vecibelerimi elimden geldiğince yerine getirmeye çalışıyorum. Bak yorumunda da sen de farkında olmadan aynı görüşe sahipsin. Ben de diyorum ki insanların önündeki engelleri kaldır, özgürlüklerini sağla zaten bu millet dinine sahip çıkacak meşrebe sahiptir. Devlet veya devleti yönetenler insanları dindar olmaya zorlayamaz. Tek tip insan olmaz. Eğer öyle olsaydı Allah-ü Teâlâ insanları fırkalara ayırmazdı. İçlerinden dinsiz çıkarmazdı. Demek ki bir toplumda dinsizde olabilir, dindar da, Müslüman da olabilir, Hristiyan’da. Başka dine veya inanca sahip vatandaşlar ne olacak? Zaten Erdoğan'da dün söylediğinden bugün çark etti. o da hatasını anladı. Tamam mı sevgili kardeşim.” Diye cevap vermiştim.
Bugün buna biraz daha açıklık getirmek istiyorum. Şairliğim ve kendime ait Atasözü değerinde “Baba Sözler” olarak adlandırdığım veciz sözlerime ek olarak Sn. Mücahit Koçak’a veya onun gibi düşünenlere şunları söyleyebilirim.
Ben çirkini görmeden güzelin kıymetini nasıl bileyim.
Ben yaşlılığı görmeden gençliğin kıymetini nasıl bileyim.
Ben hastalığı görmeden sağlığın kıymetini nasıl bileyim.
Ben kötüyü görmeden iyinin kıymetini nasıl bileyim.
Ben fakirliği görmeden zenginliğin kıymetini nasıl bileyim.
Ben Hristiyanlığı ve Yahudiliği görmeden İslamiyet’in kıymetini nasıl bileyim.
Ben Kâfiri görmeden Müminin kıymetini nasıl bileyim.
Ben dinsizi görmeden dindarın kıymetini nasıl bileyim.
Haksız mıyım? Onun için bir toplumda veya dünya düzeni içerisinde her türlü düşünce ve her türlü inanç vardır. Olabilir. Devletlerin ve toplumların yapması gereken şey, kavga ve çatışma ortamı yaratmadan birlikte ve huzur içinde yaşamaktır. Kişi hesabını yaratıcısı olan Allah’a verecektir. Allah isteseydi herkesi aynı görüş ve aynı kalıp içerisinde yaratabilirdi. Demek onun da bildiği bir şey var ki insanları böyle yaratmış ve kendine asi olanlara dahi tahammül etmekte ve onun rızkını vermektedir.
Yazımı yine Tayyip Erdoğan’a bir şeyler söyleyerek noktalamak istiyorum. Kimse sana nasıl bir gençlik yetiştirmek istediğini sormadı. O zaman bu açıklamayı neden yaptın? Ortalığı neden bulandırdın? Şimşekleri neden üzerine çektin? Kaldı ki kendin diyorsun. “31 Mart Vakası’nda nasıl olduysa, Kubilay olayında nasıl olduysa, 28 Şubat döneminde nasıl olduysa, AKP’nin kapatılması sırasında nasıl olduysa şimdi aynı şeyler tezgâhlanmak isteniyor.“ O zaman sende bunlara çanak tutma. Ergenekoncular zaten fırsat kolluyor. Merak etme ellerine geçirseler seni dilim dilim edecekler. Onun için sende onların ekmeğine yağ sürme.
Fetullah Inam
1) "Dindar Gençlik" İsimli yazı Fetullah İnam tarafından 08.02.2012 Tarihinde sitemize eklenmiş olup, yazarın kendi görüşünü yansıtmaktadır. Yazının içeriğinden, kullanılan (resim, fotoğraf vb. materyallerden) ve yazıdan doğacak her türlü yasal işlemden aktifkalem.com sitesi sorumlu değildir.
2) 5846 Sayılı fikir ve sanat eserleri kanununun 81. maddesi gereği eserin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcisine aittir.