Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bir konuşması sırasında CHP’yi ve Kılıçdaroğlu’nu muhatap alarak “Dindar ve muhafazakâr bir gençlik yetiştireceğiz” demesi günlerdir kamuoyunda tartışılıyor. Bence de tartışılması gerektiği kadar çarpıcı bir beyandır. CHP, Ak Parti’yi milleti “dindarlar ve dindar olmayanlar” diye ikiye böldüğü iddiasında bulunurken bir kısım çevrelerde bu açıklamayı ‘demokrasi’ açısından yorumlayıp karşı çıkıyor.
Bizim de bu gün değineceğimiz konu Erdoğan’ın bu sözünün Demokrasi açısından irdelenmesidir. Devleti yöneten kişilerin ve kurumların böyle bir beyanatta bulunması tartışma konusudur. Zira Demokrasi dediğimiz şeyin her türlü fikrin, her türlü eğilimin, dini veya dinsiz her türlü yaklaşımın kendisine yer bulabildiği ve kendisini ifade edebildiği sistemin adıdır demokrasi. Bu açıdan bakıldığı zaman Devlet veya Devlete hâkim güç olarak vatandaşlarını belli bir görüş ve belli bir kalıp içerisinde yoğuran her türlü yaklaşım demokratik düşünce ve dolayısıyla da Demokrasi açısından sakıncalıdır.
Bu düşünce türünü bir tek Erdoğan ortaya atmış değil. Bu düşünce türü İtalya’da Mussolini tarafından, Almanya’da Hitler tarafından, Rusya’da Karl Marks ve Lenin tarafından, Çin’de Mao tarafından denenmiş ve sakıncaları ispatlanmış bir düşünce türüdür. Bu fikre uygun bir düşünce türü de Atatürk’ün ölümünden sonra kendine Atatürkçüler sıfatını yakıştıranlar ve başını CHP’lilerin çektiği şahıs ve kurumlar tarafından Atatürkçü bir gençlik yetiştirmek amacıyla 70-80 yıldır uygulanmaktadır. Her türlü bağnaz yaklaşım gibi bu Atatürkçü gençlik yaklaşımı da ülkemizde ayrışmalara ve çatışmalara neden olmuştur.
Atatürkçü düşünce yaklaşımı Devrim kanunlarından sayılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun getirdiği eğitim sistemi ile yapılmaktaydı. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile tek parti döneminde yeni bir ulus inşa edilmesi amaçlanmış ve bütün eğitim sistemi buna göre dizayn edilmişti. Maalesef bu sistemde çocukların ve gençlerin dinden ve dini duygulardan uzaklaştırılması esas amaçtı. Devlet ve sistem “tek-tip insan” üretmeyi amaç edinmişti. Bu da toplumda çatışmalara neden olmuştu.
Faşist Mussolini sistemi, Komünist Marks-Lenin ve Mao sistemi veya Faşist Hitler’in uyguladığı sistemler yıllar sonra sakıncaları ve getirdiği çatışma ortamları nedeniyle çökmüştür. Hatta Hitler bırakın düşünce sistemini insanları bir fabrikada üretir gibi arı ırk yetiştirmek için kamplar kurmuş ve ideal gençleri bu kamplarda üremek için yerleştirmiştir. Güzel sarışın kadınlar ile sağlıklı ve güçlü sarışın erkekleri bir kampta toplayarak onlardan yeni bir nesil ve yeni bir insan türü yetiştirmeyi denemiştir.
Maalesef ülkemizde 70-80 yıldır da tıpkı bunlar gibi tek tip insan tipi üretilmek amaçlanmış bu amaçla Atatürkçü düşünce sistemi ve Atatürkçü gençlik diye bir insan türü oluşturmak istenmiştir. Bu türde insan yetiştirmeyi amaçlayanlar şimdi Sarkozy’nin sözde “Ermeni Soykırımı Yasa Tasarısı”na karşı çıkmaktadır. Sarkozy’de düşünceyi yasaklıyor. Atatürkçü düşünce de diğer fikirleri yasaklıyor. Birbirinden hiçbir farkı yok. O da düşünceyi, özgürlüğü ve demokrasiyi kısıtlıyor. Atatürkçü düşünce de aynı amaç için kullanılıyor.
Gelelim Tayyip Erdoğan’ın “Dindar ve muhafazakâr bir gençlik yetiştireceğiz” sözüne. Bu söz belki az önce değindiğim Atatürkçü düşünce ve tek tip insan sistemine karşılık tepki olarak söylenmiş bir söz olabilir. Ama Tayyip Erdoğan’ın bu sözü söylemesi yanlıştır. Bu ülkenin muhafazakâr kesiminin yıllardır şikâyetçi olduğu Atatürkçü gençlikten sonra şimdi sıra dindar ve muhafazakâr gençlik yetiştirmek mi olmalıdır? Bence asla.
Herhangi bir siyasetçinin veya Devlet görevlisinin bir ülke insanına dinini öğretmeye, onların çocuklarını “dindar” olarak yetiştirmeye kalkması son derece abestir ve sakıncalıdır. Devlet görevlilerinin ve siyasilerin yapması gereken çocukları ve gençliği hakikaten insan ve toplum için zararlı ortam ve yapılardan koruyarak din eğitimini ve çocuk gelişimini ailesinden başlayarak bunu sivil toplum inisiyatiflerine terk etmesi, resmî eğitim kurumlarında ise çocuklara, günün birinde kendi tercihlerini yapabilecek şekilde etraflı altyapı donanımı kazandırmayı amaçlamasıdır.
Çünkü bir toplumda veya bir ülkede çeşitli dinlere ve inançlara mensup insan türü olabilir. Veya gelişimini tamamlayan çocuk herhangi bir düşünceye veya inanca sahip olabilir. Devlet her türlü düşünceye veya inanca eşit oranda yaklaşmalıdır. Fikirlerin ve inançların hiçbir baskı altında kalmadan özgürce tartışılmasıdır. Yeter ki o ortamda çatışma ve kavga olmasın. Devletin veya siyasetçilerin yapması gereken de budur. O ortamı sağlamak. Devlet olarak onca yıllardır yapıldığı gibi toplumu İslam’dan uzaklaştırmak için Devlet kaynaklarını bu türde yayın ve neşriyat yapan kişi ve kurumların destek ve teşvik edilmesini engellemek olmalıdır. Yoksa Tayyip Erdoğan merak etmesin bu ülke insanı en doğruyu seçecek kadar deneyimli ve akıllı ve inançlı bir geçmişe sahipdir.
Fetullah Inam
1) "“dindar Ve Muhafazakar Gençlik” " İsimli yazı Fetullah İnam tarafından 06.02.2012 Tarihinde sitemize eklenmiş olup, yazarın kendi görüşünü yansıtmaktadır. Yazının içeriğinden, kullanılan (resim, fotoğraf vb. materyallerden) ve yazıdan doğacak her türlü yasal işlemden aktifkalem.com sitesi sorumlu değildir.
2) 5846 Sayılı fikir ve sanat eserleri kanununun 81. maddesi gereği eserin her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve/veya temsilcisine aittir.